Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
George Orwell 1984
#1
George Orwell 1984

George Orwell 1984 Kitabında genel olarak kullanılan 'Distopya' Distopik bir toplum anlayışının anti-tezini ifade edebilen tipik bir toplum otoriter totaliter bir devlet modeli da benzer bir başka baskıcı sistem altında karekterize ediliyor.

Bu konuyla ilgili birçok kitap yazılmış ve film çekilmiş. Ve bu distopik romanların en önemlilerinden biri olan 1984'ü okumaya başlamanızla birlikte içinizde bir sıkıntı başlıyor. Kitap boyunca '"yok artık o kadar da değil" nidalarını sessiz bir şekilde bıraksanız da üstüne az da olsa düşününce böyle bir dünyaya ne kadar yakın olduğumuzu görmek sıkıntıyı daha da arttırma yo­lunda büyük rol oynamakta.

[Resim: orwell-1984-1-728.jpg]

Kitabın ön söz başlığında da dediği gibi: Bir İnsanlık Karabasanı. Kitap boyunca Wins­ton Smith'in içten içe yaptığı başkaldırıyı ve bunun so­nuçlarını görüyoruz.
Çoğu kişi belli bir yere kadar Wins­ton ile içselleştiğini söylüyor hatta. Bu kitap bir distopya olabilir ama okurken bu dünyaya ne kadar yakın olduğu­nuzu anlayınca inceden inceden bir korkmuyor değilsiniz.
Kitapta üç tane büyük ve süper devlet var. Bizim içine gir­diğimiz devlet ise Okyanusya isimli, Büyük Birader diye anılan bir başkanla yönetilen bir ülke. Burada insanlar özel olarak iki sınıfa ayrılmış durumda: Devlettekiler ve proleterler. George'un kitaptaki proleter tanımına baka­cak olursak her şey daha açık olacaktır: " Proleterler yö­netimsiz bırakıldıkları zaman Arjantin'in ovalarına salını vermiş sığırlar gibi, doğal buldukları ilkel bir yaşam birimi geliştirmişlerdi. Doğarlar, sokaklarda büyürler, on iki ya­şında işe gitmeye başlarlar, kısa bir güzellik ve cinsellik döneminden geçip yirmi yaşında evlenirler, otuz yaşında orta yaşlı olurlar ve ortalama altmış yaşına ölürlerdi.
George Orwell kitabının bir bölümünde;Ağır bir çalışma hayatı, ev ve çocuk sorunu, komşularla ufak tefek tartışmalar, sinema, futbol, bira ve her şeyden önemlisi kumar, akıllarının ufkunu doldururdu. Onları denetlemek zor değildi. Düşünce Polisinin birkaç casusu aralarında dolaşır, yalan dolan söylentiler yayar, tehlikeli olabileceği düşünülen bireyleri saptar ve ortadan kaldı­rırlardı; ama Partinin ideolojisini kendilerine aşılamak için, hiçbir girişimde bulunmazlardı.
Proleterlerin, güçlü siyasal görüşlerinin olması istenmezdi.Onlardan bekle­nen tek şey, çalışma saatlerinin uzatılması ve yiyecek tayını kısıntılannı kabul etmelerini kolaylaştıracak ilkel bir yurtseverlik duygusuydu. Bazen hoşnutsuzluk duyabili­yorlardı, ama bu hiçbir sonuca götürmüyordu onlardı, çünkü tutunacakları herhangi bir düşünceleri olmadığın­dan, bu hoşnutsuzluklan ufak tefek, belirli sorunlara yöneliyordu. Büyük sorunların her zaman dikkatlerinden kaçması kaçınılmazdı. Proleterlerin büyük bir kısmının evinde tele ekran bile bulunmazdı.

[Resim: George-Orwell-1984.png]

Sivil polis işlerine çok az karışırdı. Londra'da her türlü suç almış yürümüştü; hırsızlar, dolandıncılar, fahişeler, uyuş­turucu madde pazarlayıcıları ve her türlü karanlık işle uğ­raşanlar, dünya içinde dünya oluşturmuşlardı; ama tüm bunlar proleterlerin kendi bünyelerinde var olduğundan önemsenmiyordu. Ahlak konularınca, dedelerinin kural­larını izlemelerine izin veriliyordu. Partinin cinsel disiplin eğitimi onlara uygulanmıyordu. Rastgele cinsel ilişkiler cezalandırılmıyor, boşanmaya izin veriliyordu. 
Eğer pro­leterler herhangi bir gereksinim duymuş olsalardı, ibade­te ve dine bile izin verilecekti. Kuşkunun sınırları dışındaydılar. Partinin sloganında belirtildiği gibi' Proleterler ve hayvanlar özgürdür." Burada bahsedilen tele-ekran üsttekilerin alttakileri izleme ve herhangl birsuçu belirle­melerini sağlayan bir teknoloji. Büyük Birader'in her yerde gözü var yani. Kitapta en çok üstünde durulan konu ise 'düşünmek'. Ülkenin başındakiler düşünmenin ve bunu dile getirmenin devletin otoritesini sarsacağını düşündükleri için yeni bir sözlük hazırlama peşindeler.

Bu sözlükteki amaç ise kelime sayısını en aza indirgeye­rek sadece onların istediği gibi konuşulmasını sağlamak. Yine ön sözündeki "George Orwell'a göre özgürlük,yazıyla ilintili­dir ve özgürlüğü yok etmek isteyen bürokratlar kötü ko­nuşur, kötü yazarlar; anlamın, bütün anlamın kayboldu­ğu cümlelere sığınırlar.
Her yurttaşın, özellikle de gazete­cilerin görevi, bu tür cümle ve sözcükleri yakalayıp bunla­ra karşı savaşmaktır. " cümlesine bakarak Orwell'in bunun üzerinde neden bu kadar çok durduğunu anlıyo­ruz. Kahramanımız olan Smith'in işi de diğer birçok kişini olduğu gibi medyatik yazıların devletin lehine çevrilmesi ve gerçek olan bütün kopyaların yakılması yönünde. Smith'in sürekli geçmişi öğrenme isteği de buradan kay­naklanıyor. 

Çünkü geçmiş o kadar çok değiştiriliyor ki artık geçmiş ve gerçek diye bir şey kalmıyor. Halkın bütün hakları ellerinden alınarak mutlak bir yönetim ve kontrol etme hali asıl gösterilmek istenen.
George Orwell Kitabın sonlarına doğru Smith ve gizlice görüştüğü asi ruhlu sevgilisi Julia 'düşünce suçu'ndan yakalanıyorlar ve kitabın işkence bölümü başlıyor.
Yakalanmanın süreci önce suçundan dolayı acı çektirmek ve daha sonra Büyük Birader'i iliklerine kadar sevdirip suçluyu öldür­mek. Bu işleme kendi dillerinde hastayı iyileştirip huzurlu ölmesini sağlamak denilse de... Smith iyileştiriliyor ve ne zaman öldürüleceğini bilmeden topluma salınıyor .eski­sinden çok daha iyi bir statüde. Rahat bir şekilde yaşamı­na devam ederken hala içinden bir şeyleri sorguladığı sırada zafer haberiyle birlikte kendini coşkuya kaptırıyor ve son nefesini veriyor.
Bul
Cevapla


İmlemeler

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi